sevdiğim şeyler sorulduğunda verdiğim ilk üç cevaptan biridir ''sonbahar''...her defasında benim için anlamını açıklarım.benim mevsimim demekle başlarım konuşmaya,sonrasında sonbaharda doğduğumdan bahsederek devam ederim.havanın nasılda bana huzur verdiğinden,yağmurdan,rüzgarlardan,herşeyin nasılda değişim içinde oldugundan.Yaşadıgıma inanmamı saglar.
yeni kararlara açıktır,yeni başlangıçlara, aslında yeni olan herşeye açıktır...
uzun uzun izlerim yeşilin renk degiştirmesini.Hüzünlüdür sonbahar,en çok ona yakışır,en çok onda asil durur...
Blog Listem
22 Eylül 2010 Çarşamba
29 Ağustos 2010 Pazar
Sadece...
Uzun bi yol,adımlarımsa küçük
Geçicek deyip üflediğim yaralarımsa hep benimle...
Gidiyorum artık neresi olursa
Yorulana dek.
Geçicek deyip üflediğim yaralarımsa hep benimle...
Gidiyorum artık neresi olursa
Yorulana dek.
23 Temmuz 2010 Cuma
Korkak...
Hiç böyle korktuğumu anımsamıyorum...Elim ayağım titredi resmen,telefon elimden düşecek gibi oldu konuşamadım beynimde binlerce soru aynı anda hareket etmeye beni duvardan duvara vurmaya başladı.Kekeledim...
Doğru mu yapıyorum kaçmakla bilmiyorum...
Doğru mu yapıyorum kaçmakla bilmiyorum...
14 Temmuz 2010 Çarşamba
özledim...
Darmadağınık herşey,bütün çekmecelerim altüst.Uykusuzluk resmen pençesine almış durumda...Özledim,tarifi olmaya hislerle özledim.Tepeden tırnağa bütün hücrelerimle özledim.İliklerime kadar özledim...
Gel artık gel...
Gel artık gel...
13 Temmuz 2010 Salı
Cemal Süreya
..................
Yalnız aşkı vardır aşkı olanın
Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Kardeşim olan gözlerini unutamadım
Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını
Dostum olan ellerini unutamadım
Karım olan karnını ve önlerini
Orospum olan yanlarını ve arkalarını
İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını
Nasıl unuturum hiç unutamadım
Kibrit çak masmavi yanardı sesin
Ormanlara ormanlara yüzünün sesi
En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma
Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın
Soluğu kesen ağulayan ormanlarında
Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı
Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında
Karadeniz'e karışırdı ordan Akdeniz'e
Ordan da daha büyük sulara
Geceyse ay hemen tazeler minareleri
Kur'an sayfaları satılan sokaklardan
Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar
Ölüm uçar çocuk yüzlere
Ben o sokaklardan ne kadar geçtim
Damağımda dilinin yosunlu tadı
Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine
Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını
Pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini
Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi
Bir başak ufak ufak bildirir Konya'yı
O başakta o Konya'da seni ararım
Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi
Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız
Para basma yetkisini Fırat'ın suyunu Palandöken'i
Erzincan'ın düzünü asma bahçelerin dibini
Antalya'nın denizini o denizin dibini
Beş türlü yengeç yaşıyan sularında
Çağanoz adi pavorya çingene pavoryası ayı pavoryası bir de çalpara
Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya
Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi
Bir günler şölenlerle egemen ülkende
Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor
N'olur ağzından başlıyarak soyunmaya
Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme
Çık gel bir kez daha çıkıntılardan
Çık gel bir kez daha bozguna uğrat
Yalnız aşkı vardır aşkı olanın
Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
Sen yüzüne sürgün olduğum kadın
Kardeşim olan gözlerini unutamadım
Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını
Dostum olan ellerini unutamadım
Karım olan karnını ve önlerini
Orospum olan yanlarını ve arkalarını
İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını
Nasıl unuturum hiç unutamadım
Kibrit çak masmavi yanardı sesin
Ormanlara ormanlara yüzünün sesi
En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma
Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın
Soluğu kesen ağulayan ormanlarında
Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı
Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında
Karadeniz'e karışırdı ordan Akdeniz'e
Ordan da daha büyük sulara
Geceyse ay hemen tazeler minareleri
Kur'an sayfaları satılan sokaklardan
Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar
Ölüm uçar çocuk yüzlere
Ben o sokaklardan ne kadar geçtim
Damağımda dilinin yosunlu tadı
Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine
Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını
Pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini
Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi
Bir başak ufak ufak bildirir Konya'yı
O başakta o Konya'da seni ararım
Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi
Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız
Para basma yetkisini Fırat'ın suyunu Palandöken'i
Erzincan'ın düzünü asma bahçelerin dibini
Antalya'nın denizini o denizin dibini
Beş türlü yengeç yaşıyan sularında
Çağanoz adi pavorya çingene pavoryası ayı pavoryası bir de çalpara
Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya
Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi
Bir günler şölenlerle egemen ülkende
Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor
N'olur ağzından başlıyarak soyunmaya
Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme
Çık gel bir kez daha çıkıntılardan
Çık gel bir kez daha bozguna uğrat
7 Temmuz 2010 Çarşamba
Küçük Karabalık...
Kaçımız küçük karabalığın hikayesini biliriz ya da onun kadar cesur olmuşuzdur hayatta.Dünyayı onun kadar merak edip,tek düze hayatımızdan sıyrılıp,bu tekdüzeliğe saplanmış insanların kafalarını kurcalamış bir direniş gösterebilmişizdir.Merak ediyorum...Sonunu görmek, nedenini,niyesini,amacını öğrenmek için yola koyulmuşuzdur?
Buna cesaret mi demeli acaba?Ya da kendini bulabilme yolundaki çaba mı?Diğer dünyaları görme arzusu,maceras mı demeli?Uzun uzadıya, soru işaretlerinin sonuna eşlik ettiği, kelimeler dizini oluşturmak aslında bunun adı...
Şimdi durup düşünün küçük karabalıktan neyinizin eksik olduğunu.
Buna cesaret mi demeli acaba?Ya da kendini bulabilme yolundaki çaba mı?Diğer dünyaları görme arzusu,maceras mı demeli?Uzun uzadıya, soru işaretlerinin sonuna eşlik ettiği, kelimeler dizini oluşturmak aslında bunun adı...
Şimdi durup düşünün küçük karabalıktan neyinizin eksik olduğunu.
Bugun Çarşamba
''Altı yıl nereye gitti bilmiyorum ...''dedi.
Mutfak kahve kokuyordu.Beyaz düz bir fincana kahve kahve koydum.Mutfak penceresinden karşıdaki apartmanlara amaçsız ve boş bir bakış attı. Her defasında hayretle geçen yılları sayıyorduk. İlkinde bir yıl nasılda geçti vayy be demiştik.Derken altı yıl oluverdi hiç birşey anlamadan,hesaplamadan.Oununla tanışalı tam altı yıl olmuştu.
Zamanın bizden alıp götürdüklerine hayıflandık durduk.Sonra onu hatırlattı bana sanki unutmuşum gibi...
Halbuki bilmeliydi onu unutmadığımı defter arasında sakladıgım fotografları,ayrılırkan göz yaşımı sildiğim peçeteyi,ona hiç ama hiç göndermediğim mektupları.Benden nefret etmesine neden olan o yılları, yani onsekiz yaşımı,masumiyeti,aptallığımı,kaçışımı...
Bazen hiçbirşey göründüğü ya da yaşandığı gibi degildir.Ya da öngördüğün gibi...
Yıllar geçti, boş hevesler bir kenara bırakıldı ve hala o mektuplar gönderilmedi kim bilir belkide hiçbir zaman asıl sahibine kavuşamayacaklar...
Mutfak kahve kokuyordu.Beyaz düz bir fincana kahve kahve koydum.Mutfak penceresinden karşıdaki apartmanlara amaçsız ve boş bir bakış attı. Her defasında hayretle geçen yılları sayıyorduk. İlkinde bir yıl nasılda geçti vayy be demiştik.Derken altı yıl oluverdi hiç birşey anlamadan,hesaplamadan.Oununla tanışalı tam altı yıl olmuştu.
Zamanın bizden alıp götürdüklerine hayıflandık durduk.Sonra onu hatırlattı bana sanki unutmuşum gibi...
Halbuki bilmeliydi onu unutmadığımı defter arasında sakladıgım fotografları,ayrılırkan göz yaşımı sildiğim peçeteyi,ona hiç ama hiç göndermediğim mektupları.Benden nefret etmesine neden olan o yılları, yani onsekiz yaşımı,masumiyeti,aptallığımı,kaçışımı...
Bazen hiçbirşey göründüğü ya da yaşandığı gibi degildir.Ya da öngördüğün gibi...
Yıllar geçti, boş hevesler bir kenara bırakıldı ve hala o mektuplar gönderilmedi kim bilir belkide hiçbir zaman asıl sahibine kavuşamayacaklar...
5 Temmuz 2010 Pazartesi
4 Temmuz 2010 Pazar
Şimdi sen gidiyorsun...
İçimde yaralı bir aşk kaldı senden sonra.Kaybetmek zormuş.
Oysa ne kadar da kolaydı sevdalanmaya çalışmak.
Aslında yoktun ya başta.
Niye o yokluk şimdi anlamsız bir boşluk yaratıyor.
Beni hayata bağlayan şeyler dönüp arkalarını gittiler.
Hayat dedim de, üç beş kırık dökük kelimeyle anlatmaya çalıştığım herhangi bir şey.
Hayat sana yakın, benden uzak şimdilerde.
Nefes almak güç müydü eskiden.
Yokluk, sensizlikle eş anlamlı değildi.
Öncesi ve sonrası kayıp bir duygu bu.
Unutmaktan bahsediyor şimdi içimde hareket halindeki yalnızlık.
Öfke var birde ara sıra çıkıp gösteriyor kendini.
Baktığım yerler boşluk.
İçimden ağlamak gelmiyor.
Gözyaşı yok. Düğümlenmiş boğazım.
Sevdaya yakındı adın önceleri.
Şimdi perişan halim seni sıradanlaştırıyor.
Her şey koca bir yokluk.
Peki var olan ne?
Nedir şimdi yaşamak dediğin.
Ya sevmek gerçekten eskiden kalma bir yalan mı.
Düşlemeye bile korkuyorum seni.
Şimdi sen gidiyorsun.
Git.
Kal diyemem.
Tükettiklerim acıya yakın.
Özlemlerim maskeli.
Gözlerimde sisli bir şehir.
İçimde yıkılıyor mabetler.
Yüreğim enkaz.
Şimdi sen gidiyorsun ya
Boşlukta dağılıyorum ben.
29 Haziran 2010 Salı
Kenar Süsü...
Yazmayı ögrendiğim ilk zamanlardı çizgili güzel defterlerim vardı,özenle citlenmiş,etiketlenmiş,adlandırılmışlardı.Şiirler yazardım,okuma parçalarının özetleri,ödevlerimi yapardım eksiksiz ve muntazam.
Baba gibi severdim ilkokul öğretmenimi.Yazmaya yeni başlayan bütün çocuklar gibi özenirdim herşeyime kalemime,defterime,kokulu silgime...
Aslında o yıllardan aklımda kalan en güzel şeyler kenar süsleriydi.Bütün okuma parçaları,şiirler,hikayeler,alıştırma sorularının bilumum her yeri süslenirdi.Yazıların çabucak bitmesini isterdimki kenarlarını süsleyebileyim,tabi yaratıcılığımızda artardı.Birbirimize gösterirdik bütün yeni kenar süslerini,en masum halimizle kıskançlıktan uzak,paylaşmanın güzel olduğu zamanlardı.Mutluluğun en saf en dogal halleriydi.
Uzun zaman geçti,büyüdük,artık kenar süsleri yapmıyoruz yazılarımıza,artık o kadar masum ve hesapsız değiliz...Küstük herşeye,herkese,bütün kenar süslerine,aslında onların hiç ama hiç suçları yok...
Bizi küstürdüler kenar süsü olduk insanların hayatında ''yazı yazılığından, anlattıklarından birşey kaybeder mi kenar süsü olmayınca'' koca bir hayır...Yani olmasakta olurdu.Renklendirdik sadece aslında kazanan bizdik.Bizsiz renksizler,sıradanlar,masum değiller...
Baba gibi severdim ilkokul öğretmenimi.Yazmaya yeni başlayan bütün çocuklar gibi özenirdim herşeyime kalemime,defterime,kokulu silgime...
Aslında o yıllardan aklımda kalan en güzel şeyler kenar süsleriydi.Bütün okuma parçaları,şiirler,hikayeler,alıştırma sorularının bilumum her yeri süslenirdi.Yazıların çabucak bitmesini isterdimki kenarlarını süsleyebileyim,tabi yaratıcılığımızda artardı.Birbirimize gösterirdik bütün yeni kenar süslerini,en masum halimizle kıskançlıktan uzak,paylaşmanın güzel olduğu zamanlardı.Mutluluğun en saf en dogal halleriydi.
Uzun zaman geçti,büyüdük,artık kenar süsleri yapmıyoruz yazılarımıza,artık o kadar masum ve hesapsız değiliz...Küstük herşeye,herkese,bütün kenar süslerine,aslında onların hiç ama hiç suçları yok...
Bizi küstürdüler kenar süsü olduk insanların hayatında ''yazı yazılığından, anlattıklarından birşey kaybeder mi kenar süsü olmayınca'' koca bir hayır...Yani olmasakta olurdu.Renklendirdik sadece aslında kazanan bizdik.Bizsiz renksizler,sıradanlar,masum değiller...
26 Haziran 2010 Cumartesi
Mevlana
'' Üzülme... der Mevlana ve devam eder;
Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun,
Tek kanatla uçulmaz zaten.
Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil,
Kilimin tozunu almaktır.
...Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.
Niye kederlenirsin?
Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz.
Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır..! '
Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun,
Tek kanatla uçulmaz zaten.
Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil,
Kilimin tozunu almaktır.
...Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır.
Niye kederlenirsin?
Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz.
Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır..! '
''Eğeli Lodos''
Küçük bir kız çocuğuydum uzun zaman önceydi...Yazışmaları saklamamalı insan onu anladım. Yıllar önceki mesajlaşmalarımı kaydetmişim onu buldum aklımda bile degil unutmuşum.Yaşanılanları unutmasamda,yazışmaları untmuşum.
Ama beni darmadağın etmeye yetti iki küçük sayfa,öyleki panik oldum,kendimle yüzleştim,bunca yıl haksız görsemde kendimi, tüm çıplaklığıyle çarptı yüzüme bütün gerçeği. Dalga geçti iki küçük sayfa benimle.
Üzgünüm çok üzgünüm...
Ama beni darmadağın etmeye yetti iki küçük sayfa,öyleki panik oldum,kendimle yüzleştim,bunca yıl haksız görsemde kendimi, tüm çıplaklığıyle çarptı yüzüme bütün gerçeği. Dalga geçti iki küçük sayfa benimle.
Üzgünüm çok üzgünüm...
23 Haziran 2010 Çarşamba
''YENİ''
Uzaklara bakıyorum küçük balkonumdan...
Herşeyin nasılda sıradanlaştığına bakıyorum kahvemi yudumlarken.
Hayatın bize verdiği sözler ya da bizim hayata fısıldadığımız sözler geliyor aklıma.
Bugün büyükada bir başka güzel gözüküyor gözüme.Deniz bir başka ışıldıyor denizin üzerinde.
Hızlıca akıp giden zaman gibi hızlıca süzülüyor denizin üzerinde yakamoz...
Sonbahar başlıyor...Benim mevsimim...
Herşeyin nasılda sıradanlaştığına bakıyorum kahvemi yudumlarken.
Hayatın bize verdiği sözler ya da bizim hayata fısıldadığımız sözler geliyor aklıma.
Bugün büyükada bir başka güzel gözüküyor gözüme.Deniz bir başka ışıldıyor denizin üzerinde.
Hızlıca akıp giden zaman gibi hızlıca süzülüyor denizin üzerinde yakamoz...
Sonbahar başlıyor...Benim mevsimim...
''şehir''
Bildiği şehirlerden,bilmediği şehirlere,bildiği yüzlerden bilmediği yüzlere sığınmayı aklından geçirmemiş kaç insan vardır?garların ,terminallerine limanların dev mıknatıslara dönüştüğü saatlerde bedenlerini kaptırmayanlar,ruhlarının bir otobüs koltuğunda, bir gemi çapasına, bir lokomotif tekerleğine yapışmasını önleyebilmişler midir? ''Başımı alıp gitmek istiyorum.''cümlesi kim bilir hayatımızın kaç kilidini kurcalamış, açayım derken kaç yeni kapı örtmüştür üstümüze.
Arkaya bakmamayı başarabilenler acaba gittikleri yere başkalarını götürmeyi başarabilmişler midir?
Arkaya bakmamayı başarabilenler acaba gittikleri yere başkalarını götürmeyi başarabilmişler midir?
26 Ocak 2010 Salı
''Cemal Süreya'' hep beni etkilemiştir.Bugunse başka başka yerlere götürdü beni. Paylaşmak istedim...
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
CEMAL SÜREYA
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
CEMAL SÜREYA
19 Ocak 2010 Salı
Sandıklarımız...
Acayip açıklamalar yapıyordu. Bense susuyordum,korkuyordum.
Zaman diyordu,ben'li cümleler hatta cümlecikler silsilesinden kurtulmaya çalışıyordum.Bu böyle devam etti...
Sonunda bitti sanıyordum ama şimdi görüyorum ki hiçbirşey degişmemiş...
Zaman diyordu,ben'li cümleler hatta cümlecikler silsilesinden kurtulmaya çalışıyordum.Bu böyle devam etti...
Sonunda bitti sanıyordum ama şimdi görüyorum ki hiçbirşey degişmemiş...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







