Blog Listem

23 Temmuz 2010 Cuma

Korkak...

Hiç böyle korktuğumu anımsamıyorum...Elim ayağım titredi resmen,telefon elimden düşecek gibi oldu konuşamadım beynimde binlerce soru aynı anda hareket etmeye beni duvardan duvara vurmaya başladı.Kekeledim...
Doğru mu yapıyorum kaçmakla bilmiyorum...

14 Temmuz 2010 Çarşamba

özledim...

Darmadağınık herşey,bütün çekmecelerim altüst.Uykusuzluk resmen pençesine almış durumda...Özledim,tarifi olmaya hislerle özledim.Tepeden tırnağa bütün hücrelerimle özledim.İliklerime kadar özledim...
Gel artık gel...

13 Temmuz 2010 Salı

Cemal Süreya

..................
Yalnız aşkı vardır aşkı olanın

Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan

Sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Kardeşim olan gözlerini unutamadım

Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını

Dostum olan ellerini unutamadım

Karım olan karnını ve önlerini

Orospum olan yanlarını ve arkalarını

İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını

Nasıl unuturum hiç unutamadım

Kibrit çak masmavi yanardı sesin

Ormanlara ormanlara yüzünün sesi

En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma

Şu karangu şu acayip şu asyalı aşkın

Soluğu kesen ağulayan ormanlarında

Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı

Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında

Karadeniz'e karışırdı ordan Akdeniz'e

Ordan da daha büyük sulara


Geceyse ay hemen tazeler minareleri

Kur'an sayfaları satılan sokaklardan

Ölüm bir çeşit sevgiyle uçar

Ölüm uçar çocuk yüzlere

Ben o sokaklardan ne kadar geçtim

Damağımda dilinin yosunlu tadı

Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine

Bir takım tavşanları andıran bir takım su hayvanlarını

Pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini

Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi


Bir başak ufak ufak bildirir Konya'yı

O başakta o Konya'da seni ararım

Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi

Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız

Para basma yetkisini Fırat'ın suyunu Palandöken'i

Erzincan'ın düzünü asma bahçelerin dibini

Antalya'nın denizini o denizin dibini

Beş türlü yengeç yaşıyan sularında

Çağanoz adi pavorya çingene pavoryası ayı pavoryası bir de çalpara

Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında

Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını

Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya

Yokluğun gayri şurdan şuraya geldi

Bir günler şölenlerle egemen ülkende

Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor

N'olur ağzından başlıyarak soyunmaya

Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme

Çık gel bir kez daha çıkıntılardan

Çık gel bir kez daha bozguna uğrat

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Küçük Karabalık...

Kaçımız küçük karabalığın hikayesini biliriz ya da onun kadar cesur olmuşuzdur hayatta.Dünyayı onun kadar merak edip,tek düze hayatımızdan sıyrılıp,bu tekdüzeliğe saplanmış insanların kafalarını kurcalamış bir direniş gösterebilmişizdir.Merak ediyorum...Sonunu görmek, nedenini,niyesini,amacını öğrenmek için yola koyulmuşuzdur?
Buna cesaret mi demeli acaba?Ya da kendini bulabilme yolundaki çaba mı?Diğer dünyaları görme arzusu,maceras mı demeli?Uzun uzadıya, soru işaretlerinin sonuna eşlik ettiği, kelimeler dizini oluşturmak aslında bunun adı...
Şimdi durup düşünün küçük karabalıktan neyinizin eksik olduğunu.

Bugun Çarşamba

''Altı yıl nereye gitti bilmiyorum ...''dedi.
Mutfak kahve kokuyordu.Beyaz düz bir fincana kahve kahve koydum.Mutfak penceresinden karşıdaki apartmanlara amaçsız ve boş bir bakış attı. Her defasında hayretle geçen yılları sayıyorduk. İlkinde bir yıl nasılda geçti vayy be demiştik.Derken altı yıl oluverdi hiç birşey anlamadan,hesaplamadan.Oununla tanışalı tam altı yıl olmuştu.
Zamanın bizden alıp götürdüklerine hayıflandık durduk.Sonra onu hatırlattı bana sanki unutmuşum gibi...
Halbuki bilmeliydi onu unutmadığımı defter arasında sakladıgım fotografları,ayrılırkan göz yaşımı sildiğim peçeteyi,ona hiç ama hiç göndermediğim mektupları.Benden nefret etmesine neden olan o yılları, yani onsekiz yaşımı,masumiyeti,aptallığımı,kaçışımı...
Bazen hiçbirşey göründüğü ya da yaşandığı gibi degildir.Ya da öngördüğün gibi...
Yıllar geçti, boş hevesler bir kenara bırakıldı ve hala o mektuplar gönderilmedi kim bilir belkide hiçbir zaman asıl sahibine kavuşamayacaklar...

5 Temmuz 2010 Pazartesi

4 Temmuz 2010 Pazar

Şimdi sen gidiyorsun...

İçimde yaralı bir aşk kaldı senden sonra.
Kaybetmek zormuş.
Oysa ne kadar da kolaydı sevdalanmaya çalışmak.
Aslında yoktun ya başta.
Niye o yokluk şimdi anlamsız bir boşluk yaratıyor.
Beni hayata bağlayan şeyler dönüp arkalarını gittiler.
Hayat dedim de, üç beş kırık dökük kelimeyle anlatmaya çalıştığım herhangi bir şey.
Hayat sana yakın, benden uzak şimdilerde.

Nefes almak güç müydü eskiden.
Yokluk, sensizlikle eş anlamlı değildi.
Öncesi ve sonrası kayıp bir duygu bu.
Unutmaktan bahsediyor şimdi içimde hareket halindeki yalnızlık.
Öfke var birde ara sıra çıkıp gösteriyor kendini.
Baktığım yerler boşluk.
İçimden ağlamak gelmiyor.
Gözyaşı yok. Düğümlenmiş boğazım.
Sevdaya yakındı adın önceleri.
Şimdi perişan halim seni sıradanlaştırıyor.
Her şey koca bir yokluk.
Peki var olan ne?
Nedir şimdi yaşamak dediğin.
Ya sevmek gerçekten eskiden kalma bir yalan mı.
Düşlemeye bile korkuyorum seni.

Şimdi sen gidiyorsun.
Git.
Kal diyemem.
Tükettiklerim acıya yakın.
Özlemlerim maskeli.
Gözlerimde sisli bir şehir.
İçimde yıkılıyor mabetler.
Yüreğim enkaz.
Şimdi sen gidiyorsun ya
Boşlukta dağılıyorum ben.